Gerizekalılık Risalesi

Bazı insanlar gerizekalıdır! Bu cümle konusunda herkes hemfikirdir sanıyorum. Asıl mesele şu: Kimler gerizekalıdır?

Gerizekalı kimseleri aklı selim sahibi herkes kolaylıkla saptayabilir. Ucuz ve varoş yaşantılarında inandıkları, doğru bildikleri derme çatma üç beş fikri de birbirleriyle çelişkili olan insanlar gerizekalıdır. Öyleki bu zevatın inandığı bir şey inandığı başka bir şeyle çelişir. Üstelik bu kimseler öylesine gerizekalıdır ki bunun farkında dahi değildirler! Köhnemiş hayatlarını bu zavallı bilinçsizlik içerisinde sürdürüp giderler.

Yaşamım boyunca böyleleriyle çok muhatap oldum. Bana türlü türlü zararları dokundu.

Kimi zaman çeşitli oyunlarla paramı çaldılar.
Ben onlardan bir şey çalmadım.

Bazen fiziksel şiddet uygulamaya çalıştılar, tekmeler savurmak istediler.
Ben bir sille dahi atmak istemedim.

Köşeye sıkıştıklarında hakaretler, küfürler ettiler.
Ben etmedim!

İçimden gelmedi değil, gücüm yetmediği için de değil. Kimi zaman mislini bile yapabilecek durumdaydım, yapmadım. Onlardan farkım olsun istedim. Gerizekalılara gerizekalıca karşı koymayı kendime yakıştıramadım. Daha şık daha zarifçe yollar denedim. Çoğu zaman da oldukça işe yaradı. Bazen de sadece boş verdim. Gerizekalıların, barbarların zaferlerinin kısa süreli olduğunu biliyordum. Uzun vadede her daim Hak ve Hakikat kazanır. Buna güveniyordum.

Bazen sadece bırakmak, boşvermek gerekir. Gerizekalıların tiksinç yaşantılarına ne kadar az bulaşılırsa o kadar iyidir. Aksi halde bizim de üzerimize pislik sıçrama ihtimali vardır.

Absürd insan

İnsanları diğer hayvanlardan ayıran en dikkat çekici özellik kurgu yeteneğidir. İnsanlık bu yeteneğini bin yıllardır kendini kandırmak için kullanmıştır ve bu konuda alabildiğine başarılı olmuştur. Tabiki hemen hemen hiç kimse bu işi bilinçli bir şekilde yapmamıştır. Ne kurguyu yaparken ne de kurgu gerçeğe dönüştükten sonra insan sürece aktif olarak dahil olmuştur. Adeta bu bir zorunluluk sonucu meydana gelmiş gibidir.

Peki insanlar neden bir şeyler kurgularlar? Bu zorunluluk neden vardır? Madem ki bu süreç bilinçli bir şekilde yaratılmıyor o halde içgüdüsel bir eylem olmalıdır. Tıpkı acıkan insanın yemek istemesi gibi. İnsanı yaşamla ilgili bir şeyler kurgulamaya götüren problem varoluşla ilgili sorduğu soruları kolayca cevaplayamamasıdır. Yerdeki ayak izinin nedeni bellidir, bir yaratık oradan geçmiştir. Fakat kanser olup ölen birini veyahut gökten düşen yıldırımı gören insan bunların neden gerçekleştiğini kolaylıkla anlayamamıştır. Doğal olarak da kurgu yeteneğini kullanarak bunlara bir neden uyduruvermiştir. Bu kurgular belki ilk başta bir hipotez kıvamındaysalar da her nasılsa çabucak hakikat olarak kabul edilmişlerdir. Çünkü çoğu insan belirsizlikten rahatsızlık duyar, bilmediğini itiraf etmek istemez.

İnsanlığın yarattığı en etkili kurgular dinler ve modern ideolojilerdir. Temelde ideolojilerin de dinlerden pek farkları yoktur. İkisi de birtakım kurgusal doktrinlere inanmayı gerektirir ve ikisi de bunların kurgusal değil hakikat olduğunu iddia eder. Bu büyük sistemlerin temel fonksiyonu insanlara hayatları boyunca ne yapmaları gerektiğini söylemesidir. Yapılması gereken bu faaliyetler insanın yaşam amacını ifade eder. Örnek olarak, bir müslüman temel gereksinimlerinden arta kalan zamanlarda ibadetlerini yapmalıdır. Yaşamının yegane amacı olan Allah’ın rızasını kazanmasını engelleyecek eylemlerden kaçınmalıdır. Benzer şekilde bir sosyalist boş zamanlarında broşür dağıtarak, mitinglere katılarak sosyalizmin gerçekleşmesi yolunda mücadele etmelidir. Bir sanatçı yaşamını sanatını icra ederek, sürekli üreterek geçirmelidir. Çünkü varoluşunun nedeninin eserler üretmek olduğuna inanmaktadır. Bunlar gibi sayısız yaşam amacı konsepti vardır. Bu uydurulmuş amaçların hepsinin zararlı olduğunu sanmıyorum. Hatta eminim ki çoğu kullanıcısının hayata daha sıkı sarılmasını sağlıyordur ve sıkıntılarını giderip yaşamlarını kolaylaştırıyordur. Buradaki asıl problem insanın yaşam amacını hakikat sanmasıdır. Çoğu zaman bu amacı kendisinin veya başka bir insanın kurguladığını düşünmez. Adeta doğuştan o amaç için varolduğunu düşünür. Aksi bir ihtimal söz konusu bile değildir. Bunu da temellendirmek için kimi zaman tanrıyı kimi zaman da birtakım insani idealleri kullanır. Oysaki sadece kendisini kandırmaktadır. İşte ben bu farkındasızlığı insan aklına bir hakaret kabul ediyorum.

Evrenin neden varolduğunu, niçin yaşayıp niçin öldüğümüzü bilmiyorum. Kimsenin de bildiğini sanmıyorum. Bunu bilmediğini kabul eden biri için evren boş, anlamsız ve saçmadır. Bu noktadaki insan yaşaması için sahici bir neden olmadığını kabul etmiştir. Fakat bu insanların da saçma bir evren fikriyle çelişiyor gibi görünen faaliyetleri olabilir. Çünkü onlar da kendilerine bir amaç biçmiştir. Onları diğerlerinden ayıran fark ise amaçlarının kendi yarattıkları bir şey olduğunun farkında olmalarıdır. Bu insana bazen büyük zorluklar bazen de kolaylıklar sağlar. Amacına sarılma konusunda insana zorluklar çıkarabilir çünkü o amaç sadece bir kurgudur, özünde saçmadır ve ulvi bir yanı yoktur, sahibi bu gerçeğin farkındadır. Fakat bu şahsın amacını değiştirmesi gerektiğinde de  bu ciddiyetsizlik ona kolaylık sağlar. Saçma bir şeyi başka bir saçma şeyle değiştirmek kolaydır.

Kuşkusuz, kimse hakikati bilmemektedir. ‘Farkında olan insan’ diyebileceğimiz insanları bu konuda diğerlerinden ayıran özellik ‘hakikati bilmedikleri gerçeğini’ bilmeleridir. Önerdiğim şey insanın bu gerçeğin farkına varmasıdır.

Anarşizmin Paradoksları

Anarşizm, tıpkı mutasyona uğramış güçlü bir virüs gibi her türlü organizasyon ve kuruluşun (mesela bürokrasi, hükümetler, demokrasi, kapitalizm, sosyalizm, şirketler, dinler, dernekler ve hatta aile yapısı) bağışıklık sistemiyle mücadele ediyor. Kişisel özgürlüğü evrenin merkezine koyup otorite ve hiyerarşinin her türlüsüne karşı kutsal bir savaş veren anarşizm, kapitalizm ve onun alternatifi olan sosyalizmden dili yananlara yeni bir ütopya sunuyor.

Kapitalizm onu tecrübe edenlerin büyük bir çoğunluğuna mutluluk ve özgürlük veremedi. Bunun yerine aç gözlü, sömürücü ve ayrıştırıcı sınıf sisteminin bir sonucu olarak modern köleliği ve neo sömürgeciliği doğurdu. Kapitalizm demokrasiyi yozlaştırdı ve bunun sonucunda sözde demokratik hükümetler ‘şirketlerin hükümetleri’ ne dönüştüler. Sözde seçilmiş yöneticiler medyanın ve büyük şirketlerin güçlerini kullanarak insan yaşamının her alanında kendi hegomonyalarını kurdular. İnsanların ne giyeceklerine, ne yiyeceklerine, ne izleyeceklerine, nasıl düşüneceklerine, kime oy vereceklerine onlar karar verdiler. Büyük küçük her şeye karışıp, kendi isteklerini zorla kabul ettirdiler. Uzun çalışma saatlerine mahkum milyonlarca insan bankalara ve büyük şirketlere borçlandılar. Karın tokluğuna çalışmaya mecbur bırakıldılar.

 

Edip Yüksel’in bu makalesini bir ara çevirmeye başlamıştım fakat tamamlamayı unutmuşum. Dosyalarımın arasında buldum, yarım da olsa paylaşayım dedim. Orijinalini okumak için tıkla:
http://19.org/blog/anarchism/